Tarihi

11. yüzyıl sonunda Türklerin hakimiyeti altına giren Yağlıdere, Haçlı Seferlerinden dolayı devletin güçsüz kalması sonucu, Doğu Roma İmparatorluğu’na kalır. 1200’lü yılların başlarından 1400’lü yılların başlarına kadar Trabzon Rum İmparatorluğu’nun mülkü olur. 1400’lü yılların başlarından itibaren Espiye, Yağlıdere ve çevresine Oğuzların Çepni boyu nüfuz etmeye başlar. Yöre Trabzon Rum İmparatorluğu’na bağlı olmasına rağmen Türk Çepni nüfusu hızla artar.

Fatih Sultan Mehmet, 1461’de Trabzon’u fethetmeye giderken, yöre Osmanlı hakimiyetine girer. Fakat Rum nüfusu Yağlıdere ve Espiye’nin bazı yerleşim birimlerinde (Armelit, Çağlayan Köyü va Şahinyuva gibi) 1920’lere kadar varlığını devam ettirir. Bu tarihten sonra nüfus mübadelesinin olmasıyla, Rumlar yöreyi terk etmeye başlamış, Yağlıdere ve çevresi tamamiyle Türk ve Müslüman hüviyetinebürünmüştür.
Yağlıdere’nin bugün bulunduğu yerin ilk defa yerleşim yeri olarak seçilmesi, burada yaşayan halkın cuma namazlarını kılmak, bir araya gelmek ve çevre köylerden gelenlerin birtakım ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, Ağadarı Bükü’nde 1811 yılında büyük bir camiyi yapmalarıyla başlar.

Caminin yapılmasından sonra, etrafında tuzcu, kalaycı, demirci ve gazcı gibi zaruri ihtiyaç maddeleri satan işyerleri kurulmuştur. Zamanla işyerleri çoğalarak, gelişerek pazar yeri haline gelmiştir. Bu pazar yeri; yerleşim birimine dönüştükten sonra, camiden dolayı “Camiyanı” olarak adlandırıldı.

Zaman zaman meydana gelen sel afetlerinden etkilenen pazar yeri; daha yukarıda, daha emin ve daha geniş bir yer olan şimdiki Palaklı Mahallesi’nin bulunduğu yere doğru gelmiş; Yağlıdere Çayı’nın iki yakasına kurulmuştur. Yerleşim yerinin adı da Espiye ilçesinin batısından, Karadeniz’e dökülen çayın adını almış ve “Yağlıdere” adıyla anılmaya başlanmıştır. 19. yüzyılda Tirebolu ilçesine bağlı bir köy olan Yağlıdere; 1957 yılında Espiye’nin ilçe olmasıyla bu ilçeye bağlı bir bucak durumuna gelmiştir.

19.06.1987 gün ve 3392 sayılı kanun ile ilçe olan Yağlıdere’de; 15.08.1988 tarihinde yapılan açılış töreni ile Kaymakamlık ve diğer birimler fiili olarak faaliyete geçmiştir.

İlçe merkezinin yerleşim yeri olarak adı daha önceleri Camiyanı idi. Ancak sonrları ilçemize adını veren ve uzun zamandır da aynı adla anılan Yağlıdere’nin isim olarak kökeni nerelere dayanıyor tam olarak bilemiyoruz. Bildiğimiz şu ki; bununla ilgili çok sağlıklı olmayan bazı rivayetler vardır. Rivayetlerden birincisi ve mantığımıza uyanı şöyledir:

Derenin doğduğu yer olan Çakrak Köyü (Alucra ilçesine bağlı) civarında yaşayan Rumlar, Çakrak’ın batısında köye 3 Km. uzaklıkta bulunan Sarıalan Obası’na yaylaya çıkarmışlar. Kalabalık hayvan sürülerini sağdıktan sonra sütü, Sarıalan ile Çakrak arasına döşedikleri borularla köye taşırlar; elde ettikleri mamülleri tüm bölgeye satarak, bölgenin yağ ihtiyacını temin ederlermiş. Bu sebeple derenin kaynağında yapılan ve dağıtılan ürünlerden dolayı, yağı bol anlamında Yağlıdere denmiştir. Bu gün Çakrak civarında nakil için kullanıldığı söylenen boru kalıntıları vardır. Diğer bir rivayete göre ise; dereboyunu takip eden yaya yolundan yaylaya giden köylülerin ve hayvanların; yuvarlanma, kayma ve düşme sonucunda ölmelerinden dolayı, kaygan-can alan anlamında Yağlıdere denmiştir.

2 Yorumlar

  1. caminin yapılış tarihi daha eskilere dayanıyor bu konuda mehmet fatsa hocamızdan gerekli bilgi alınarak düzeltilirse tarihi yanlış öğretmemiş oluruz sayğılar doğrusu 1485

  2. Ali Haydar Ekiz

    Geçmişini tam olarak bilemeyen bir halk ve topluluk, nereden geldiler,kimdirler. Tarih kitaplarında olmayan kimlikler, biz şuradan buradan gelmişiz Çepniyiz diyen bir halk. Yağlıdere yöresinde “ÇEPNİ” denilince ilk akla gelen yerlilerdir. Yani Ak köylülüler ( Kilan’lılar), kepeçliler, lazlardır, Harava’lılar, Asarcuklulardır. Rumlar ve Ermenilerdir asıl yerlileri. Şebinkarahisarlılar, Alucralılar biz sahilde yaşayanlara ” Cenikli’ler) derler. Ancak çepniköyü Espiyede vardır.
    Şimdi Yağlıdere’liler olarak çepniysek oğuzların bir boyu isek neden Alevi köylerimiz yok. Derelide Giresun merkeze bağlı köylerde çepniler hala alevi köyleri var. Kısaca ne olduğumuzu bilmiyoruz. Osmalı arşivleride, cumhuriyetin arşivleride bizlere kapalı hale getirilmiştir. Eli uzun yöneticiler arşivleri açtırıp hangi soyun nereden geldiğini bulur ve rivayet yerine gerçeğe dayanan bilgiler yayınlar. Tüm herkes aydınlanır. Saygılarımla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir